sevgili "ötekiler" kırık dökük bir edebiyat sayfamız eski ve yeni yazılarımız harmanlanarak yeniden düzenlenmiştir...
okurken ve yazarken acı çekenlere...
Kenarda, kuytuda, köşede kalanların, sürüden kopanların terk edilmişliğine hoşgeldiniz
1 Aralık 2012 Cumartesi
2 Haziran 2012 Cumartesi
BUGÜN NAZIM HİKMET
Koşun!
Yardım getirin!
Yangın var derler Moskova civarında...
Yetişin 72 milletin ehil ademleri, yetişin gidiyor!
Ulak salın efendiler memleketin bilmem kaç ovasına... Tez iletin çağrımızı... Karaya bürünsün gelinlik kızlarımız. Yetişin efendiler vakit dar, yol haylice fazla, cehalet bildiğiniz gibi değil. Salık verin memleket öksüz kalıyor. Karaya büründü dava. Tarih durdu selamlıyor seni, memleketinin kaldırımları, Bursa mapushanesi bile anıyor seni el pençe divan. Gökyüzü karaya çaldı yangnının dumanı sardı dört bir yanı. Dört bir yanI kara cehalet sardı sen gittin gideli. Ciğerlerimiz kanar, güneşi içenler sustular, tıkıldılar zindnalara güneşe hasret bir çare.
Yetişin efendiler! Memleket aşığı bir adam yatıyor Moskovada. Kaldırana feda olsun tüm adanmışlar. Kaldırın efendiler memleketi yanıyor, güneşin zaptı yargılanıyor...
Yetişin efendiler Nazım Hikmet yad ediliyor...
03.06.2012
20 Mayıs 2012 Pazar
CHP ŞİŞLİ GENÇLİK "GÜVEN"İ OYLADI
CHP Şişli Gençlik örgütü uzun yıllar ardından sandık başına gitti ve örgüt yönetimi için hür iradesini ortaya koydu. Şüphesiz hepimizin uzun yıllar boyu hasret kaldığı demokrasi ve çağdaşlık örneği bir durumdu bu. Kongre hazırlık sürecinde mevcut gençlik yönetimi harıl harıl çalışmış gerektiğinde kapı kapı dolaşmış. Her üye ile birebir görüşmüştü. Küskünler, dargınlar,yorgunlar herkes örgüte kazandırılmaya çalışıldı. Nitekim benim partiye geri dönüş sürecimde bu dinamik ekip sayesinde başlatılmış oldu. Karşımda bulduğum kararlı, dinamik ve nitelikli ekip kısa sürede beni etkiledi ve yılların özlemi desteğimi kazandı.
Şişli Gençlik Örgütü tüm çalışmalarının ardından kendine yaraşır nezih ve demokratik bir ortamla sandığa gitti. Aslında ben ve bir çok insan için sürpriz olmayan bir sonuç çıktı sandıktan. Günler evvel bana ulaşıp beni dahi heyecanlandırmayı başaran bu dinamik ve genç ekip mevcut başkan Dilek GÜVEN'le seçimlerin galibi oldu. Yani dışarıdan bakıldığında Dilek Güven ve ekibi örgüt içinde bir nevi Güven oylamasının galibi oldu. Örgütü başkanına bir kez daha "görev" dedi.
Özverili çalışmaları nedeni ile ve en önemlisi CHP gençlerine yaraşır bir kongre düzenledikleri için Gençlik Örgütü Başkanım Dilek Güven ve tüm yoldaşlarıma selam ederim. Bu emeğin iki mislinin bugünden sonra da gösterileceğine olan inancım ile "Güneşin zaptına" bir adım daha yaklaştığımızı umut ediyorum.
Şişli Gençlik Örgütü tüm çalışmalarının ardından kendine yaraşır nezih ve demokratik bir ortamla sandığa gitti. Aslında ben ve bir çok insan için sürpriz olmayan bir sonuç çıktı sandıktan. Günler evvel bana ulaşıp beni dahi heyecanlandırmayı başaran bu dinamik ve genç ekip mevcut başkan Dilek GÜVEN'le seçimlerin galibi oldu. Yani dışarıdan bakıldığında Dilek Güven ve ekibi örgüt içinde bir nevi Güven oylamasının galibi oldu. Örgütü başkanına bir kez daha "görev" dedi.
Özverili çalışmaları nedeni ile ve en önemlisi CHP gençlerine yaraşır bir kongre düzenledikleri için Gençlik Örgütü Başkanım Dilek Güven ve tüm yoldaşlarıma selam ederim. Bu emeğin iki mislinin bugünden sonra da gösterileceğine olan inancım ile "Güneşin zaptına" bir adım daha yaklaştığımızı umut ediyorum.
22 Nisan 2012 Pazar
CEHENNEME UYANDIM
Kötü bir rüya görmek gibisin sen. Terlemek, Terlemek ve uyanamamak. Sonunda detayları hatırlanmayacak bir korku gibi. Bir daha asla uyumayı istetmeyecek kadar güçlü. Ve dirayet edilemeyecek kadar cazip.
Yürürken güneşin altında elimizde bilmem kaç hatıranın kulpları ile, durup dinlenmeye zaman vermeyen korkunun ana kahramanı. Ellerimde kulpu kırık bir kaç anımla hasretim var. Geriye bir ben böyle duru, makyajsız, çıplak. Bir ben hatırlarım seni izlemenin acısını, sen elinde tutarken 'O' diğerinin, 'O' ötekinin yularını, bir ben bilirim seni düşünmeyi teninde başka bir tenin hatıraları ile...
Gece nefes kesen, kendine tutsak eden korkunun mimarı; ben kırdım elimde kalan son parça kulpu kırık testimi, olmayan suyunun yolunda. Ve geriye beni ıslatan terim kaldı. Uykuya daldım dua ederek, yakararak kapadım gözlerimi, korkmamayı dileyerek ama asla terk etmemeni isteyerek. Terimi testine doldurmaya niyetlenip sızdım ben geceleri , sen orada, uzakta düşlerken 'O' diğerini.
Kimilerinin Araf'ı kimilerinin Cehennem'i. Peki nerede senin 4 kitapta müjdelenen Cennet'in. Ben kaybettim, yine uykuya daldım...
22.04.2012
Harbiye
Canberk Noyan
Yürürken güneşin altında elimizde bilmem kaç hatıranın kulpları ile, durup dinlenmeye zaman vermeyen korkunun ana kahramanı. Ellerimde kulpu kırık bir kaç anımla hasretim var. Geriye bir ben böyle duru, makyajsız, çıplak. Bir ben hatırlarım seni izlemenin acısını, sen elinde tutarken 'O' diğerinin, 'O' ötekinin yularını, bir ben bilirim seni düşünmeyi teninde başka bir tenin hatıraları ile...
Gece nefes kesen, kendine tutsak eden korkunun mimarı; ben kırdım elimde kalan son parça kulpu kırık testimi, olmayan suyunun yolunda. Ve geriye beni ıslatan terim kaldı. Uykuya daldım dua ederek, yakararak kapadım gözlerimi, korkmamayı dileyerek ama asla terk etmemeni isteyerek. Terimi testine doldurmaya niyetlenip sızdım ben geceleri , sen orada, uzakta düşlerken 'O' diğerini.
Kimilerinin Araf'ı kimilerinin Cehennem'i. Peki nerede senin 4 kitapta müjdelenen Cennet'in. Ben kaybettim, yine uykuya daldım...
22.04.2012
Harbiye
Canberk Noyan
21 Aralık 2011 Çarşamba
Düşünce Özgürlüğüne Tecavüz Ediliyor
Arkadaşım senin ne haddine bir düşünceyi dillendirmeye ceza kesmek. Sen ki tüm dünyanın diline destan bir devrimin çocuğu. Sen ki demokrasi ve düşüncenin memleketi Avrupa'nın kalbi. KAnunla tanınmış soykırımları inkar etmeye ceza vereceksin demek ha. Komiksin be arkadaşım. Sefilsin.
Cezayir'de olanları ne çabuk unuttun. Cezayir failini bekliyor, dünya katillerin isimlerini biliyor. Haydi Fransa tanısana soykırımını cezalandırsana bunu inkar edenleri. Beceriksiz bir yöneticinin oy pazarlığına alet ettiği olay bir toprak üstünde bir yaşayan iki toplumu yeniden yeniden hançerlemek değil midir? Bu yaptığın düşünce özgürlüğüne tecavüz etmek değil midir? Fransız Devriminin katletmek değil mi bu Fransa...
Kendine gel ey sanatın başkenti Fransa şöyle bir sallanda kendine gel. Yapılmayan soykırımların altında sen kendi katlettiklerinle kalırsın. Bu yük seni yıkar duramazsın altında Fransa. Çek kanlı ellerini üzerimizden... Bedeli tahmin edemeyeceğin kadar büyük olur. Bir çift sözümde Ermeni asıllı Fransızlara siz ki böylesi ucuz bir oyunla bir adama oy verecekseniz zaten ne kimliğinize saygınız kalmıştır ne tarihinize ne de suçladığınız bu topraklarda yaşayan soydaşlarınıza... Seçim senin Fransa...
6 Aralık 2011 Salı
Ergenekonu Baştan Yazıyor Acemi Yazarlar
Yahu sen ne andaval bir herifsin Mehmet Sabuncu. Yani demem şu ki sen koca bir gazetenin sahibi ve genel müdürüsün. Sen ki yani darbe filan planlayabilecek bir kişisin, hatta bu darbeyi emekli general ve denizciler ile planlayıp deniz altılarla meclisi kuşatmayı filan düşünmüşsün. Yani demem o ki Fatih gibi bir yiğitsin. E vaktinde bir bok yemişsin, yoldaşların düşmüş mahpusa, 3yıl olmuş gardiyansız gezmemişler, bre andaval herif hala suç belgelerini evinde mi barındırıyorsun.? Bilgisayarında mail mi tutuyorsun ergenekonla ilgili?
Hadi bak her şeyi anlarım. Emekli generaller ile darbe planlamanı, Ankara'yı Deniz Kuvvetleri ile kuşatma çabanı bak bunların hepsini anlayabilirim de breh yoldaş onca yıldır bunca olaydır hala o darbe maillerini bilgisayarında tutmanı anlayamam.
Ha şimdi ya sen böyle afillisinden janjanlısından bir andavalsın ve tüm bu senaryo gerçek. Ya da tüm bu yaşananlar bir kabus değil bitmeyecek ve benim garip gureba vatandaşım bununla uyutulmaya devam edecek.
Senaryo hangisi olursa olsun iki uçlu bir garabet. Ama kesin olan şu ki Ergenekon yeniden yazılıyor ve bu sefer kahramanlar yok oluşu müjdeliyor...
Hadi bak her şeyi anlarım. Emekli generaller ile darbe planlamanı, Ankara'yı Deniz Kuvvetleri ile kuşatma çabanı bak bunların hepsini anlayabilirim de breh yoldaş onca yıldır bunca olaydır hala o darbe maillerini bilgisayarında tutmanı anlayamam.
Ha şimdi ya sen böyle afillisinden janjanlısından bir andavalsın ve tüm bu senaryo gerçek. Ya da tüm bu yaşananlar bir kabus değil bitmeyecek ve benim garip gureba vatandaşım bununla uyutulmaya devam edecek.
Senaryo hangisi olursa olsun iki uçlu bir garabet. Ama kesin olan şu ki Ergenekon yeniden yazılıyor ve bu sefer kahramanlar yok oluşu müjdeliyor...
4 Aralık 2011 Pazar
Sevgi adına yüz binlerce kerre söylenmiş yüz binlerce söz çıkabilir kalemimden. Ama konuşmamız gereken sevgi adına işlediğimiz cinayetler olmalı artık. Ortalık kan gölüne döndü döneli milyonlarca sevgi faili meçhul, bir o kadarı fail-i firar ve bir o kadarı faili belli ama serbest.
Öncelikle şekli ile bir münasebete girmemiz gerekirse bu işin ben derim ki şu dünyada yedi milyar insan varsa eğer o halde yedi milyar çeşit sevgide var olmalı. İşte tam bu sebeptendir ki hiç biri diğerinin kopyası olmayan gönül coğrafyasında önemli olan kendi haritamızın suretini bulmak değil, çetin geçit vermeyen boğazlar arasında köprüleri kurmak.
Dünya'nın merkezi kordan. Bundan münferit olsa gerek ona bağlı yaşayan her şeyin merkezide onun gibi alev alev. Yıkıcı depremler hayatımızın gerçeği. Yalnız "yıkıcı" sıfatını o denli yanlış bir yere koyarız ki sonucunda suçlu olan deprem olur failler sokakta gezer. Canı yanan acısı ile kavrulur gün gelir unutulur gider ta ki bir yenisini hissedene kadar. O halde az önce bahsettiğimiz köprülere geri dönersek ve şu lanet olasıca sıfatı onun başına koyarsak belki geç kalınmış bir günah çıkartmayı hep birlikte icraa ederiz.
Yuvalarımızı kendi ellerimizle yaparız, Yaparken cebimizden değil malzemeden çalarız. Sonra yuvamız mezarımız olur. İçinde ya biz kalırız ya sevdiklerimiz, utanmadan cebimizin olduğu yere denk gelecek şekilde ellerimizi acı acı vurarak ağlarız. Elaa vre' Yeter yüzsüzlüğün ademoğlu. Canın, hayatın, birtanen, vesaire bilmem kaç yüz kerre şekle girmiş sıfatlar silsilesi olana bağlarken köprünü sağlam dik dikmelerini ne yangında erisin ufalansın ne bir sel çatlatabilsin duvarlarını nede bir deprem yerle bir etsin bu yaşamını.
Suçu da suçluyu da kendi içimizde aramaya başladığımız gün kutsanacak tüm yaptıklarımız,Telafisi olan tüm hırsızlıklarımızın bedelini öder ve gün ışığına yeniden merhaba deriz. Elbet vardır telafisi mümkün olmayan günahlarımız, onlarlada yüzleşir, yelkenleri yeniden doldurabiliriz yalnız, kalabalığa doğru...
Öncelikle şekli ile bir münasebete girmemiz gerekirse bu işin ben derim ki şu dünyada yedi milyar insan varsa eğer o halde yedi milyar çeşit sevgide var olmalı. İşte tam bu sebeptendir ki hiç biri diğerinin kopyası olmayan gönül coğrafyasında önemli olan kendi haritamızın suretini bulmak değil, çetin geçit vermeyen boğazlar arasında köprüleri kurmak.
Dünya'nın merkezi kordan. Bundan münferit olsa gerek ona bağlı yaşayan her şeyin merkezide onun gibi alev alev. Yıkıcı depremler hayatımızın gerçeği. Yalnız "yıkıcı" sıfatını o denli yanlış bir yere koyarız ki sonucunda suçlu olan deprem olur failler sokakta gezer. Canı yanan acısı ile kavrulur gün gelir unutulur gider ta ki bir yenisini hissedene kadar. O halde az önce bahsettiğimiz köprülere geri dönersek ve şu lanet olasıca sıfatı onun başına koyarsak belki geç kalınmış bir günah çıkartmayı hep birlikte icraa ederiz.
Yuvalarımızı kendi ellerimizle yaparız, Yaparken cebimizden değil malzemeden çalarız. Sonra yuvamız mezarımız olur. İçinde ya biz kalırız ya sevdiklerimiz, utanmadan cebimizin olduğu yere denk gelecek şekilde ellerimizi acı acı vurarak ağlarız. Elaa vre' Yeter yüzsüzlüğün ademoğlu. Canın, hayatın, birtanen, vesaire bilmem kaç yüz kerre şekle girmiş sıfatlar silsilesi olana bağlarken köprünü sağlam dik dikmelerini ne yangında erisin ufalansın ne bir sel çatlatabilsin duvarlarını nede bir deprem yerle bir etsin bu yaşamını.
Suçu da suçluyu da kendi içimizde aramaya başladığımız gün kutsanacak tüm yaptıklarımız,Telafisi olan tüm hırsızlıklarımızın bedelini öder ve gün ışığına yeniden merhaba deriz. Elbet vardır telafisi mümkün olmayan günahlarımız, onlarlada yüzleşir, yelkenleri yeniden doldurabiliriz yalnız, kalabalığa doğru...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)