25 Ağustos 2013 Pazar

UÇKURU BOZUK GENEL AHLAK İŞ BAŞINDA

Bir kadını daha yitirdik bugün. Suçu bir erkekle telefonda konuşmaktı. Sevgilisi tarafından hunharca katledilen, ölüsüne bile saygı duyulmayıp viyadük altına atılan bir kadındı, insanlığına ek bu özelliği vardı cebinde. Uçkuru bozuk bir genel ahlak safsatası içinde ötekilenmiş, her hali, tavrı suç ve yasak ve son tahlilde katli vacip görülmüş. O, bir kadındı ve suçu bir erkekle telefonda konuşmaktı. Uçkuru bozuk genel ahlak safsatası sevgilisi kılığında katletti onu. Ölüsünü bir viyadüğün altına attı. Sevdiğinden yaptı. Nefret etse kim bilir...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/24588943.asp

25 Temmuz 2013 Perşembe

ÖYLE BİR MASAL

Bir masal okunur şimdi
adı bilinmeyen diyarların en ücrasında.
Gözüm değer
ırmak üstünde yürüyen
o ak tenli sevdalara.
Dokunur elleri ile
pamuk tarlalarını sever gibi.
Yürür giderim,
gölgesi önümde uzanan
uçsuz bucaksız bir nehir.
Yürür giderim kıyısından.
Korkar ya ayaklarım
değmez ayak izlerine.

Bir masal tınılanır şimdi.
Çellomun La sesinden kerterez alır
tutar yolunu
keşfedilmemiş nice tonlara.
Adını bilmediğimiz kahramanlar vardır ya
o hep merak ettiklerimiz varlıklarını
onlar yad edilir yine böyle bir gecede
okunan masalın tınıları içinde.
Beyhude kalır kırıklıklarımız
onlar ki düğün kurarlar
bir ırmak kenarında.
Çellomun La sesi ile dans eder misafirleri.

Bir masal ki içinde adı bilinmeyenlerin düğünleri,
çellom, sonsuz bir ırmak ve bilinmeyen diyarların gizleri saklıdır.



22 Temmuz 2013 Pazartesi

Dolunay Söyletti

gün doğar sonra yeniden
sevgili eli değer
arınır ten
ve kutsanırsın
bir sonraki geceye

16 Temmuz 2013 Salı

XX YA DA XY NE FARK EDER?

Yaşamlarımızın sürdürülebilir kılınması adına kurtulmamız gerektiğine inandığım olguların başında gelir cinsiyet algılarımız. Cinsiyet, cinsel kimlik ve nihayetinde cinsel yönelim sorunsallarımızla ile mücadele içerisinde geçen bir yaşamda, insan olmaya dair bir çok detayı ve dahi güzelliği kaçırır olduk. Kapitalizmin coşkunlaşması ile az önce saydığım özelliklerimiz dahi metalaştıkça içinden çıkılmaz bir çatışma ve sorunsallık hali peyda oluvermeye başladı resmen.

Kromozomal yapımın getirdiği biyolojik farklılığımın toplumsal yaşantıma yüklediği yükler canımı sıkıyor artık. Ya da benden farklı bir kromozomal yapıya sahip yoldaşlarımın yüklendiği o yüklerin amansızlığı diyelim bu sıkıntınının sebebi.

XY ya da XX ne fark eder ki?

Erkeklik; XY kromozomal yapıya sahip insan. Dahası safsata, dahası yük. Dayatma ve dahi işkence. Erkek olmanın çileşi var bu dünyada. Görülmeyen ya da itiraf edilmeyen bir çile. İnsan olmanın zaafları dışında robotik bir güç ve otorite sembolü erillik. Naif olmak, estetik olmak, renkli olmak, farklı olmak küllüm yasak. Köşeli bir kapta yetişmeye zorlanmış kübik karpuzlardan farkımız yok aslında. Asan, kesen, ezen, kendi gibi olmayanı kendine eviren, yönetmek ve taşımak yükümlülüğü olan, tüketen, üretmekten bir haber. Kendi başına yaşamaya ırak tutulan. Tutsak yetiştirilen bir insancıklar topluluğu olmak. Önünde her kapının açık her yolun mübah olduğu, beyinsel işletim sisteminin tek düze ve "easy" modunda çalıştırıldığı sıkıcı bir yaşam formu erkek olmak.

Kadınlık; XX kromozomal yapıya sahip insan. Öyle bir hal aldık ki üriner sistem organının telaffuzundan dahi utanç duyulan. Sırf kadın olduğu için ötelenen, ayrı oturtulan. Her kapının kapalı, her yolun günah olduğu, ezilen, pasifize edilen, yok sayılan. Küfürlerin ana öznesi haline getirilen. Taşınması gerekilen yük olarak görülen. Objeleştirilen. Fallikleştirilen. Yaşamak adına beynini en ince detaylarıyla kullanmak zorunda bırakılan, dolayısı ile zekası daha gelişkin, beyni çok kanallı çalışabilen ama her ortamda küfre, tacize, ötekilenmeye mahkum edilmiş yaşam formu. Onurlu bir yaşam mücadelesi kadın olmak.

20 Haziran 2013 Perşembe

{KI(SA}ÇMALAR)

- Seni seviyorum
- Beni değil, Sendeki tezahürümü
------------------------------------------------------------------------------

Bir bar kapısında yitirdim zatını. Dudaklarımda "deneme sürüşünden" arta kalan ekşimiş bir iki damla tükürük ve elimin sıcaklığının yoksunluk nöbeti ile...
------------------------------------------------------------------------------

Lale'yi okuyorum.
Rap, Rap, Rap.
Postallaştırılmış kafamla.
Derdest edilmiş varlığımızın
hiçliğine şükredip,
kırk ikiye doğacak güneşin arefesinde
bir sınır boyu karakolunda
imparatorlaşıyorum...
Sunaklı bir yolun
ortasına kurulmuş tahtın üstünde
hiçlik merasimi ile
Lale'yi sunuyorum taş bir kadeh içinde,
Zapturapt altında kalan son hecelerime.
O'nu adıyorum.
Ve tüm korkularımı gidermek için
uluyorum;
"Yektir Allah. La ilahe illallah."

Bu izbe, yıkık, viran binada, sınır boyunda
kendimi özlüyorum...

ŞEMSPARE İÇİN

Yaşamından bir günün değerini bildğin gibi bilmelisin bu kitabın değerini. Okurunun elinde saatlerce meşk eden bu mısraların, çiftleşen ve döllenen düşüncelerin kıymetini bilmelisin. Elindekinin yalnız bir kitap değil; Her cümlede, gözün gördüğünün "öte"sindeki dünyaya (yaşam) açılan, zümrüt ve yakut ve dahi sedef kakmalı bir kapı olduğunu idrak etmelisin. Defahatle geçmek üzere bu kapıdan.

Dostlukla...

6 Haziran 2013 Perşembe

İSYAN VE İŞGAL ALTINDA GÜZELLEŞTİ ÜLKEM

Öncelikle bildirmek isterim ki yüreği kocaman bir çapulcu olmaktan aldığım hazzı bu yaşıma kadar hiç bir şeyden almadım. Üç beş ağaçtı ilk başlarda derdimiz, onları sardık sarmaladık. Zulme uğradık. Sonra gördük ki daha büyük sorunlarımızda var sarılmamız gereken. Özgürlüğümüz gibi, gençliğimiz gibi, varlığımız, muhatap lığımız gibi.

Çullandılar üzerimize. Sopa, gaz, su, biber, portakal, ses bombaları ile. Kanun adına kan döktüler. Can yaktılar. Oysa gençliğe can veriyordu düşlerimiz. Sadece dinlenmek, anlaşılmak, ötekileştirilmemek istedik. Kötü mü ettik? Bir nesli saplandığı bilgisayar başındna kaldırdık, anayasal bir hak mücadelesinde saflarda toplandık. Kimiz biz? Kim kontrol ediyor bizi?

Yöneticilerimizi çıldırtan şeyde bu soruların cevapsızlığı oldu zaten. Soruları cevapsız kaldıkça, bir günah keçisi ilan edip onu un ufak edip bu olayları sonlandıramadıkça daha vahşice geldiler üzerimize, biz bir parkta özgürce şarkılar söylerken. Hayatında hiç bir siyasi görüşü olmamış, hiç bir toplumsal olaya karışmamış onlarca genç ilk defa aynı amaç uğruna birleşmiş, umut, kardeşlik ve dayanışma dağıtıyor birbirine. Hiç bir çıkar ummadan bir birine insanca yardım eden insan manzaralı geldikçe Taksimden panik daha da arttı. Çünkü uzun süredir benim memleketimde yardım, birileri tarafından siyasi çıkar amaçlı yapılan ve istenilen elde edildikten sonra yardım edilenin değersizleştiği bir hal aldı. Şimdi kim cürret edebilir ki çıkarsız bir yardım ve dayanışma ruhuna. Ne haddimize.

Hepimiz farkındayız iş çoktan üç beş ağaç meselesinden çıktı. Biz anlaşılmak farkedilmek ve görülmek davası güdüyoruz artık en barışçıl ve insani yollarla.

Taksimde sabahladım 3 gece. 3 gece oturduğum yerden gaz soludum. Barikata da yardım ettim hani sizin şu vandalist diye yaftaladığınız biçimde. Çünkü o barikat olmazsa öldüresiye saldıracaksınız üstümüze. Bizler kimse ile savaşmadan bizi dinlemenizi beklerken sizler en uç enstürümalarınızla yürüyeceksiniz üzerimize.

Biz sağcısı, solcusu, apolitiği, çevrecisi, feministi, çalışanı, işsizi,heteroseksüeli, eşcinseli, ahlaklısı, orospusu sanatçıcı, zanaatçıcı, imanlısı, imansızı kategorize edilmeden tek isim altında toplantık. Gezi direnişçisi.

Medya görmüyor, anlatmıyor, hükümet yanlısı yayın yapıyor peki gerçekler nerede? Orada...

Gezi Parkında, sabaha kadar gerçekler seyre ve desteğe açık duruyor. Şimdi lütfen bu konu hakkında tek kelime dahi etmek isteyen varsa önce kapasın şu lanet olası televizyonları atlasın otobüse, uçağa, vapura gezi parkına gelsin. Çapulcuların diyarına. Çapulcu örf, adet, gelenek ve göreneklerine göre baş üstünde tutulmaya...